Varislerin Yaşam Kalitenizi Bozmaya İzin Vermeyin!
28.11.2016
372

Varislerin Yaşam Kalitenizi Bozmaya İzin Vermeyin!

Her varis olgusunda varislere kan kaçırarak onların şişmesine neden olan damar ya da damarlar vardır. Ve bunlar varislerin nedenidir. Bu neden ancak tecrübeli bir radyolog tarafından ayakta yapılan bir renkli doppler ultrason incelemesiyle doğru olarak anlaşılabilir.

Girişimsel radyoloji, radyoloji branşının üst İhtisas dalı olarak adlandırılabilecek, temel olarak görüntüleme yöntemlerini(MR,BT, ultrasonografi ve anjiyografi gibi) rehber olarak kullanarak yapılan tanısal ve tedavi edici işlemlerdir. Girişimsel radyoloji tedavilerinde yapılan işlemler ameliyat olmayıp ameliyat kesisine gerek duyulmamaktadır. Yani yapılan işlemler sonrası vücutta cerrahiye benzer yara izi kalmaz. İşlemler her zaman küçük bir iğne deliği girimiyle yapılır, bu nedenle mini cerrahi işlemler olarak da adlandırılır. İşlemlerin büyük çoğunluğunda genel anestezi (narkoz) gerekmez. Hastalar hastaneye yatırıp işlem sonrası aynı gün ya da bir gün sonra taburcu edilirler. Günümüzde girişimsel radyolojik yöntemlerle tedavisi yapılan hastalıklardan bir tanesi olan varis tedavisinde çığır açan yöntem olan lazer yöntemi de ilk olarak Amerikalı bir girişimsel radyoloji uzmanı tarafından bulunmuş ve kullanılmıştır. Varisler bu yöntemin kullanıma girmesiyle ameliyatsız olarak tedavi edilebilir bir hale gelmiştir. Tedavinin uygulanmaya girmesinden sonra yapılan bilimsel araştırmalar ile damar içinden uygulanan lazer yönteminin ameliyattan çok daha iyi sonuç verdiği, tedavi etkinliği ve hasta memnuniyetinin ameliyata göre belirgin fazla olduğu, hastalığın tekrarlanmasının belirgin az olduğu göstermiştir bu sonuçlar ışığında günümüzde varisin standart tedavisi lazer veya radyofrekans ile ablasyon yöntemleri olmuştur .

Bacaklarımızda görülen varisler, cildimizin hemen altında yer alan ve normalde bacaklarımızdaki kirli kanı temizlenmek üzere akciğere Taşıyan yüzeysel toplardamarlardaki kapakların işlevlerinin bozulması sonucu (Venöz yetmezlik) meydana gelen toplardamar genişlemesidir. Toplumun %20 ile %30'unda, yani her dört-beş kişinin birinde varis görülür. Çoğu kişi tarafından sadece kozmetik bir sorun gibi algılansa da aslında varisler insanın yaşam kalitesini bozan ayaklarda ağrı, kramp, yorgunluk ve ağırlık hissi, sıcaklık, şişlik, uyuşma, kaşıntı gibi yakınmalara yol açmaktadır. Seyrek olarak ayak yaraları, varis kanaması ya da pıhtılaşması gibi daha büyük sorunlara da yol açabilir. Toplumda maalesef varisin tedavi edilmediği, tedavi edilse de tedavinin zor ve riskli olduğu ya da tedavi sonrası sıklıkla tekrarlandığı gibi yanlış bir algı oluşmuş, hastalar varis tedavisi konusunda yeni çıkan tedavi yöntemlerine çok tereddütlü bakmış ve uzak kalmayı tercih etmişlerdir. Oysa günümüzde tedavi öncesi yapılan detaylı bir ultrason incelemeyle varise ait her şeyi anlama şansımız mevcut olup yenilenen tedavi yöntemleriyle tüm varis türlerinin çok etkin tedavisi mümkündür. Bu nedenle varislerin tedavisinden önce mutlaka ayaktayken yapılan (yatarken değil), her hastada yaklaşık yarım saat süren bir ultrason incelemesi varis ve kaynakları tespit edilerek tedavi seçenekleri belirlenmelidir. Varis hastalığında etkili ve kalıcı bir sonuç için önce olayın nedeni, yani kapaklarından kan kaçırarak varislere sebep olan damar ya da damarlar sonra da olayın sonucu, yani varisler tedavi edilmelidir. Varis tedavisindeki en önemli yanlış, Varisin nedenini anlamadan tedavi yapmaya çalışmaktır. Her varis olgusunda varislere kan kaçırarak onların şişmesine neden olan damar yada damarlar vardır ve bunlar varislerin nedenidir. Bu neden ancak tecrübeli bir radyolog tarafından ayakta yapılan bir renkli doppler ultrason incelemesiyle doğru olarak anlaşılabilir. Tedavinin öncelikli olarak bu kan kaçıran damar kapatılmalı, sonra varislerin kendisi tedavi edilmelidir. Tek başına varislerin ameliyat ya da skleroterapi (iğne tedavisi) ile tedavisi buzdağının sadece görünen yüzünü geçici olarak iyileştirebilir ancak kapaklardan kan kaçağı devam ettiği sürece varisler ya tam olarak iyileşmez yada kısa sürede tekrarlar. Maalesef birçok varis hastasına renkli doppler ultrason yapılmadan skleroterapi (iğne tedavisi) gibi tedaviler uygulanmakta, ultrason yapılanların önemli bir kısmında da ve inceleme yada yorumlanma doğru olmamaktadır.

Büyüklükleri ve cilde yakınlıklarına göre üç tür bacak varisi vardır.

Kılcal Varisler (telenjiektazi): Ciltten çıkıntı yapmayan, saç kızıl inceliğinde, kırmızı-mor renkli varisleridir. Bu varisler toplumda büyük varislerden çok daha yaygındır her 10 normal insanın 5-6’sında görülür. Genellikle görünümlerinin nedeniyle kozmetik sorun oluştururlar ancak yaygınsa nadiren ağrı, sızlama, kaşınma ve yanma gibi yakınmalar oluşturabilir. Kılcal varisler skleroterapi ile tedavi edilir. Skleroterapi damar içinde sklerozan madde adı verilen, kimyasal olarak damarın içi duvarını tahrip ederek kapanmasını sağlayan bir ilaç verilerek varis damarının yok edilmesidir. Bu tedavi dünyada bilinen en etkin tedavidir.

Orta Boy Varisler (retiküler varisler): Ciltten hafif çıkıntı yapan, koyu yeşil -mor renkli, çapları 2-3 mm arasında değişen kıvrıntılı varisleridir. Kılcal varisler gibi görüntüleri ya da oluşturduğu yakınmalar dileğiyle tedavi gerektirebilir. Orta boy varisler genellikle bir ya da daha fazla skleroterapi (köpük tedavisi) seansıyla tamamen giderilebilir.

Büyük Varisler (variköz venler): Ciltten bariz çıkıntı yapan, çapları 3 mm’den büyük varisleridir. Bu varisler hemen her zaman bacaktaki yüzeyde yerleşimli saten toplardamarının kapakçık yetmezliğine bağlı gelişir ve kaynağın tedavisi ile bu varisler tedavi edilebilir. Günümüzde en etkin tedavisi damar içinden yapılan lazer ya da RF(radyofrekans) tedavisidir. Bu yöntemler kaçak yapan damarın ameliyatla yoğun olarak dışarı alınması yerine, vücut içinde lazer veya radyofrekans ile elde edilen Isı enerjisi kullanılarak kapatılması esasına dayanmaktadır. damar içinden yapımı lazer ve RF, varis ameliyatının yerini alan ve şu anda dünyada en sık kullanılan yöntemlerdir. bu damarların ameliyatla tedavisi de mümkündür. Ancak lazer ve RF tedavisini klasik ameliyata göre şu önemli avantajları vardır.

  • Cerrahi ameliyatın aksine, genel anestezi ya da belden iğne ile uyuşturma yapılmaz, işlemler tamamen lokal anestezi ile yapılır.

  • Hasta hastanede yatmaz, yürüyerek gelir yine yürüyerek evine gider.

  • Evde istirahat gerekmez, hasta hemen normal hayatına dönebilir.

  • Tedaviden sonra hastalığın tekrarlama ihtimali ameliyata göre daha azdır.(yaklaşık %10)

Varis oluşumu genellikle yıllar alan bir süreçtir. Varisin niye olduğunu kesin olarak bilmediğimiz gibi varisi kesin olarak engelleme yöntemlerini de bilmiyoruz. Yani bacakta çıkacak bir varisi kesin olarak engellemek ne yazık ki mümkün değil. Ancak bazı durumlarda varisin gelişimini geciktirebilir, kötü etkilerini en aza indirebiliriz. Bunlar içinde en önemli yöntem bacak kaslarının çalıştırılması sağlayan yürüme, yüzme, koşma gibi egzersizlerdir. Ayrıca uzun süre hareketsiz ayakta durma, bacak bacak üstüne atma, sıklıkla topuklu ayakkabı giyme fazla kilolar gibi durumlardan olabildiğince uzak durulmalıdır. Bazı durumlarda bacak varisinin biraz daha sık görüldüğü biliyoruz. Bunlara varisinin risk etkenleri diyoruz. Bacak varisleri ailesinde varis olanlarda, özellikle doğum yapmış kadınlarda, kilolu insanlarda (özellikle bayanlarda) işi gereği uzun süre ayakta kalanlarda( öğretmenler, ev hanımları gibi) ya da uzun süre oturanlarda daha sık görülür. Şunu Unutmamak gerekir ki bacak varisi bu etkenlerin hiçbir olmadan da oluşabilir.

Sonuç olarak kişinin yaşam kalitesi üzerine ciddi olumsuz etkileri olan bacak varis türlerinin tümü sabır gerektiren bir tedavi süreciyle günümüzde kesin olarak tedavi edilebilir. Farklı varis türlerini (kılcal, retiküler, büyük varisler) uygulanacak farklı tedavi yöntemleri (lazer-radyofrekans ablasyon, skleroterapi -köpük tedavisi) ile hem kozmetik açıdan hem de varise bağlı şikâyetler açısından gayet tatminkâr sonuçlar alınabilmektedir.